20 Nisan 2012 Cuma

KATEKOLAMİN NEDİR? TEDAVİSİ NE İYİ GELİR GENİŞ BİLGİ

KATEKOLAMİN NEDİR?
Özellikle sinir alıcılarım uyararak etki gösteren katekolaminlerden en iyi bili­nenleri ve en önemli olanları noradre­nalin ile adrenalindir.
Katekolaminler bazı dokularda yo­ğunlaşmıştır. Adrenalinin büyük bölü­mü böbreküstü -bezinin iç bölümünde, noradrenalinin büyük bölümü ise sinir sisteminde yapılır.
Böbreküstü bezinin iç bölümünden kana salgılanan adrenalin kan dolaşı­mı yoluyla bütün organlara ulaşır. Bu­na karşılık, sinir sisteminin çeşitli bö­lümlerinde üretilen Öteki katekola­minler, sinir uyanlarının iletilmesi ve aktarılmasında önemli bir görev üst-.lenir.
Bu maddeler kromafin hücrelerde bireşimlenir. Kromafin hücrelerin bü­yük bir bölümü böbreküstü bezinin iç bölümünde, geri kalanı ise çeşitli sinir dokularında dağınık olarak yer alır.
Bu hücrelerde ön madde olarak kullanılan tirozin adlı aminoasit norad­renalin ve adrenaline dönüşür. Nor­mal olarak vücuttaki katekolaminle-rin büyük bir bölümü böbreküstü bezinin iç bölümünde üretilir. Gene de bazı hastalıklarda, örneğin kromafin hücrelerden kaynaklanan tümörlerde böbreküstü bezi dışında bol miktarda katekolamin üretilir.
ETKİLERİ
Noradrenalin, sinir sisteminde iletimi sağlamaktan başka, metabolizmayı da etkiler. Böbreküstü bezinin iç bölü­münden kana verilen adrenalin ise bir­çok organda gerçek bir hormon etkisi yaparak damarların gerginliğinin ko­runmasını, kalp atım hızmm, atardamar basıncının, bağırsak ve bronş kasları­nın gerginliğinin ayarlanmasını sağlar. Bunların yanı sıra sinir merkezleri üzerinde de etki göstererek vücudun ısı yayma hızını, damar kaslarının ger­ginliğini ve mizacı belirler. Bu hor­monlar böbreklere etki ederek vücu­dun su ve tuz dengesinin sağlanma­sına katkıda bulunur. Dış salgı bezlerini ve bazı hormonların (renin, insü-lin, glükagon, kalsitonin, parathormon, tiroksin, gastrin, eritropoetin, progeste-ron, testosteron) salgılanmasını etkiler­ler, însülin ve glükagon, üzerindeki et­kileriyle kan şekerinin düzenlenmesine katılırlar.
Bu etkiler nedeniyle, katekolamin-lerin uyarısına verilen yanıtta ya da ka­tekolamin salgısında ortaya çıkan bir aksaklık yüksek tansiyon, astım ile çe­şitli sinir ve ruh hastalıklarına yol aça­bilir. Feokromasitom adım alan klinik tablo katekolamin yapımının artmasına ve bunun sonucunda çeşitli bozukluk­lara yol açar. Kromafm hücrelerden kaynaklanan tümörlerde katekolamin bireşimlenir. Olguların çoğunda tümör böbreküstü bezinin iç bölümünde, bazı­larında ise kromafin hücrelerin bulun­duğu başka organlarda gelişir. Hastalık genellikle iyi huyludur.
KLİNİK TABLO
Feokromasitom, aşırı katekolamin sal­gısının etkisiyle ortaya çıkan çeşitli belirtilerden oluşur. Hastalıktaki en önemli bulgu katekolaminlerin atarda­marları büzmesi ve kalp atım sayısı ve gücünü artırması sonucunda kan basın­cının yükselmesidir. Katekolaminler yalnızca kalp-damar sistemini etkile­mez; derideki damarların büzülmesi, tüylerin dikilmesi, terleme gibi otonom sinir sistemine ilişkin etkileri de var­dır.
Feokromasitomda kan basıncı sü­rekli yüksek değildir, zaman zaman nö­betler halinde yükselir. Bu nöbetler, ka­rın organlarındaki fizyolojik değişiklik­ler ve başka uyaranlar sonucunda kro­matin dokudan katekolamin salgılan-masıyla ortaya çıkar. Heyecan ve sinir­sel gerginlik genellikle nöbete yol aç­maz. Kan basıncı hastaların yüzde 40′ında normal olup zaman zaman yük­selir, yüzde 60′ında sürekli olarak nor­mal düzeyin üzerinde ve tehlikeli sayı­labilecek değerlerdedir; bunların yan­sında tansiyon yükselmesine bağlı nö­betler görülür. Feokromasitom nöbetin­de ortaya çıkan başlıca belirtiler adre­nalin etkisine bağlı taşikardi (hızlı kalp atımı), kendini kötü hissetme, baş dön­mesi, terleme ve tüylerde dikleşmedir. Deride solgunluk ya da kızanklık, ka-nn ya da göğüs ağnsı, bulantı, kusma ve baş ağnsı görülebilir.
NE YAPMAK GEREKİR?

Yüksek tansiyonun yanı sıra fenalaşma varsa feokromasitomdan kuşkulanılma-lı ve hasta gerekli incelemeler için he­kime başvurmalıdır.
Ne var ki, kendini kötü hisseden ve tansiyonu yükselen herkese feokroma­sitom tanısı konamaz. Kimilerinde ruh­sal nedenler ve heyecan da katekolamin salgılanmasına neden olur; bu durumda da taşikardi1 ve yüksek tansiyon gibi otonom sinir sistemine ilişkin Feokro­masitom tanısının konması için klinik ve laboratuvarda birçok inceleme yapıl­malıdır. Hastanın tansiyonu belirli bir süre izlenmelidir. Hekim feokromasi­tomdan kuşkulanıyorsa laboratuvar in­celemelerine geçilmeli ve katekolamin­lerin yıkım ürünlerinin idrardaki düzeyi ölçülmelidir. Bu ölçümler normal ko­şullarda yapılabileceği gibi kromafin hücrelerden adrenalin ve noradrenalin salgılanmasını uyaran maddeler veril­dikten sonra da yapılabilir. İdrann yanı sıra kandaki katekolaminler de ölçüle­bilir; bu ölçümün anlamlı olabilmesi için, yüksek tansiyon nöbeti sırasında ya da nöbetten hemen sonra yapılması gerekir.
Katekolaminler ve türevlerinin ya­pısal özellikleri yalnızca kuvvetli asit ortamda korunabilir. Bu nedenle ince­lenecek idrar örnekleri, ışıktan koruyan koyu renkli şişelere alınmalı ve hidro-klorik asit eklenerek saklanmalıdır. Bu koşullarda buzdolabmda saklanan kate­kolaminler haftalarca bozulmadan ka­labilir.
İncelemeden birkaç gün önce başla­yarak hastaya çay, kahve, ceviz, çiko­lata, pasta (özellikle vanilya içerenler), muz gibi yiyecekler kesin olarak ya­saklanır. (Yeni saptama yöntemleriyle diyet kısıtlamasına gerek olmayabilir.) Bundan sonra, feokromasitomun yerini belirlemek için bir radyolojik inceleme uygulanabilir. Bilgisayarlı kann to­mografisi ve magnetifc rezonans görün-tülemesiyle hemen bütün olgularda tü­mörün yeri saptanır. Bu yöntemler ye­tersiz olursa, kann damarlanmn anji-yografisi ve izotoplarla yapılan sintîg-rafiler yardımcı olur. Olguların çoğun­da tümör böbreküstü bezinde, bazıla­rında ise vücudun kromafin doku içe­ren başka bölümlerindedir.
Feokromasitom tanısı kesin olarak konup tümörün yeri saptandıktan sonra cerrahi girişim uygulanabilir. Feokro­masitomun genellikle iyi huylu bir tü­mör olması, cerrahi tedavi ile kesin çö­züme ulaşılmasını sağlar. Olgulann yüzde 25′inde ameliyattan sonra yük­sek tansiyon kalıcılık kazanır ama tıbbi tedaviyle denetim altında tutulabilir.